Anayasa Mahkemesinin 18/6/2020 Tarihli ve 2017/39987 Başvuru Numaralı Kararı (tam yargı davasının süre aşımı gerekçesine dayanılarak reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiası)

T.C ANAYASA 1.Bölüm

Esas: 2017/ 39987 Karar: 2020 / Karar Tarihi: 18.06.2020
(2709 S. K. m. 13, 36) (2577 S. K. m. 7, 11, 12, 13) (6216 S. K. m. 50) (Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü m. 79) (ANY. MAH. 23.02.2016 T. 2013/8896 E.) (ANY. MAH. 18.09.2013 T. 2012/969 E.) (ANY. MAH. 07.11.2013 T. 2012/791 E.) (ANY. MAH. 07.11.2013 T. 2012/660 E.) (ANY. MAH. 25.07.2017 T. 2014/6673 E.) (ANY. MAH. 07.06.2018 T. 2014/8875 E.) (ANY. MAH. 07.11.2019 T. 2016/12506 E.)

RGT: 22.07.2020
RG NO: 31193

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

AMBARLIK ELEKTRİK ÜRETİM DAĞ. PAZ, A.Ş. BAŞVURUSU

Başvuru Numarası: 2017/39987

Karar Tarihi: 18/6/2020

Başkan: Hasan Tahsin OÖKCAN

Üyeler: Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Muammer TOPAL

Yusuf Şevki HAK YEMEZ

Raportör: Tuğba TUNA IŞIK

Başvurucu: Ambarlık Elektrik Üretim Dağ. Paz. A.Ş.

Vekili: Av. Uğur Alper GENÇ

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tam yargı davasının süre aşımı gerekçesine dayanılarak reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/12/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir;

A. Bireysel Başvuru Öncesi Dava Süreci

8. Başvurucu Şirket ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü arasında Rize’de yapılması planlanan Ambarlık I, II Regülatörü ve HES Su Kullanım Hakkı Anlaşması imzalanmıştır.

9. Projenin gerçekleştirilmesine yönelik olarak Rize Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından 15/10/2009 tarihinde “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir.” kararı alınmıştır. Üçüncü kişiler tarafından “ÇEDgerekli değildir.” kararının iptali talebiyle Rize İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açılmıştır. Başvurucu Şirket davaya davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı (İdare) yanında müdahil olarak katılmıştır. Mahkeme 22/6/2011 tarihli kararıyla işlemin iptaline karar vermiştir. Temyiz isteminin Danıştay tarafından reddedilmesi üzerine kesinleşen karar 17/2/2012 tarihinde başvurucu Şirkete tebliğ edilmiştir.

10. Anılan projeye ilişkin “ÇED gerekli değildir.” kararının iptali talebiyle açılan davanın yargılaması devam ederken başvurucu Şirketin müracaatı sonucunda İdare tarafından 22/3/2011 tarihinde “ÇED olumlu” kararı alınmıştır. “ÇED olumlu” kararının üçüncü kişilerce iptali talebiyle açılan davada başvurucu Şirket davalı idare yanında davaya müdahil olarak katılmıştır. Mahkeme 17/1/2013 tarihli kararıyla işlemin iptaline karar vermiştir. Temyiz ve karar düzeltme incelemesi sonucunda kesinleşen karar 24/8/2015 tarihinde başvurucu Şirkete tebliğ edilmiştir.

11. “ÇED olumlu” kararının da iptal edilmesi üzerine başvurucu Şirket tarafından yeniden ÇED süreci başlatılmış, İdare tarafından 2/6/2015 tahinde yeniden “ÇED olumlu” kararı alınmıştır. Söz konusu kararın iptali talebiyle üçüncü kişiler tarafından açılan dava Mahkemenin 10/6/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Mahkeme kararı başvurucuya 1/7/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. Bireysel Başvuruya Konu Dava Süreci

12. Başvurucu Şirket; İdarenin işlem ve kararları doğrultusunda başlatılan ancak idari yargı kararlarınca durdurulan inşaat ve yatırım sürecinde projenin %50’sinin tamamlanabildiği, başlangıçta belirlenen projenin temel karakteristik değerleri ile projenin devam edilebildiği aşamadaki değerleri arasında şirket aleyhine öngörülemez farklılıkların oluştuğu, projenin inşaat işlerini gerçekleştirmek için yeniden başka bir şirketle sözleşme imzalamak ve finansal kaynak temini için kredi kullanmak zorunda kaldığı, uzun dava süreci sonunda projeye yeniden devam edebilmesi için öngörülemeyen masraflarının olduğu gerekçesiyle zararlarının tazmini talebiyle 31/8/2016 tarihinde İdareye başvurmuştur. Başvurunun İdare tarafından reddedilmesi üzerine başvurucu Şirket tam yargı davası açmıştır.

13. Mahkeme tam yargı davasının süre aşımı sebebiyle reddine karar vermiştir. Mahkeme gerekçesinde; dava konusunun idari işlemin uygulanması mahiyetinde olan idari eylemden kaynaklanmadığı, ÇED kararlarına ilişkin işlemlerin mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi sebebiyle uğranılan zararların tazmini olduğu belirtilmiştir. İdari işlemlerden kaynaklı tazminat davalarında 1/6/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 12. maddesinin uygulanması gerektiğine değinmiştir. Mahkeme “ÇED gerekli değildir.” kararının iptali talebiyle açılan ve temyiz incelemesi sonucunda kesinleşen kararın başvurucuya 17/2/2012 tarihinde tebliğ edildiğini, “ÇED olumlu” kararının iptali talebiyle açılan ikinci davaya ilişkin kesin kararın başvurucu Şirkete 24/8/2015 tarihinde tebliğ edildiğini tespit etmiştir. Anılan Kanun’un 12. maddesi gereği İptal kararlarının başvurucu Şirkete tebliğ edildiği 17/2/2012 veya 24/8/2015 tarihinden itibaren altmış gün içinde davanın açılmamış ya da söz konusu Kanun’un 11. maddesi kapsamında İdareye başvurulmamış olması sebebiyle 30/12/2016 tarihinde açılan tam yargı davasının süresinde olmadığına hükmetmiştir.

14. Başvurucu Şirketin davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin karara karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunun Samsun Bölge İdare Mahkemesi tarafından reddine karar verilmiştir. Nihai karar başvurucuya 23/11/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 25/12/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

16. 2577 sayılı Kanun’un “Dava açma süresi” kenar başlıklı 7. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.”

17. 2577 sayılı Kanun’un “İptal ve tam yargı davaları” kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:

“İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam vargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 inci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.”

18. 2577 sayılı Kanun’un “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması” kenar başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“İdari eylemlerden haklan ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 18/6/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu Şirket aynı projeye ilişkin defalarca ÇED karart alındığını, art arda iptal davaları açıldığını, üçüncü iptal davasının reddi üzerine projeye devam etmek için yeniden imzalamak zorunda kaldığı anlaşmalar ve yapılan masraflar sebebiyle meydana gelen zararların tazmini talebiyle tam yargı davası açtığını belirtmiştir. Başvurucu, tazminat davası açılabilmesinin koşulu olan zararın üçüncü açılan iptal davasının reddedilmesi sonucunda ortaya çıktığı gerekçesiyle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, & 16). Başvurucunun şikayetlerinin özünün söz konusu davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle uyuşmazlığın esasının incelenememesi olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla başvurucunun ihlal iddiaları adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

22. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Hakkın Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı

23. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa’nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dahil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti.. B. No: 2014/13156 ,20/4/2017, & 34).

24. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye İddialarını ortaya koyma imkanının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No: 2013/8896, 23/2/2016, &33).

25. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, & 52).

26. Somut olayda tam yargı davasının süre aşımından reddedilerek esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

27. Anayasamın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar. Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

28. Yukarıda anılan müdahale. Anayasamın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

29. Somut olayda Mahkeme; dava konusu zararın İdare tarafından tesis edilen ÇED kararlarına ilişkin işlemlerden kaynaklandığını, bu sebeple dava açma süresinin 2577 sayılı Kanun’un 12. maddesi kapsamında belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir.

30. 2577 sayılı Kanun’un 12. maddesinde ilgililer tarafından, haklarını ihlal eden idari işlem sebebiyle doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri veya ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilecekleri düzenlenmiştir. Söz konusu hüküm kişiler aleyhine tesis edilen hukuka aykırı idari işlemlerden doğan zarar nedeniyle açılan davaları kapsamaktadır.

31. Somut olayda başvurucu Şirket aleyhine tesis edilen işlem değil aksine başvurucu Şirketin talebi doğrultusunda tesis edilen işlemler bulunmaktadır. Başvurucu Şirketin talebi doğrultusunda tesis edilen işlemler nedeniyle tazminat davası açması düşünülemez. Bu durumda tesis edilen işlemlerin iptali hakkında dava açılması yönünde menfaati bulunmayan başvurucunun davalı İdare yanında müdahil olarak davaya katıldığı da gözönünde bulundurulduğunda başvurucunun açtığı tam yargı davasına 2577 sayılı Kanun’un 12. maddesinin uygulanması gerektiği hususunda ciddi kuşkular oluşmaktadır. Bununla birlikte somut olaya uygulanacak hukuk kurallarının yorumu görevinin öncelikle derece mahkemelerine ait olduğu da gözetilerek kanunilik unsuru yönünden daha öte bir tartışma yapılmasına gerek görülmemiş ve bu hususun aşağıda ölçülülük unsuru yönünden tartışılmasının uygun olacağı değerlendirilmiştir.

ii. Meşru Amaç

32. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının ne olduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafından müteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde idari işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en genel ifadesiyle Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğuna işaret etmiştir (daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017, && 54, 55; Fatma Altuner, B. No: 2014/17714, 26/10/2017, && 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii ve Ticaret Limitet Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, & 52).

iii. ölçülülük

(1) Genel İlkeler

33. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen, & 52).

34. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013. & 65). Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., & 38).

35. Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an da mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem taşımaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, & 66). Dava açma süresinin hangi tarihte başlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derece mahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili olarak derece mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın koşulları ışığında incelemektir (Ahmet Yıldırım. B. No: 2014/18135. 20/9/2017, & 46). Bu kapsamda dava açma süresinin henüz dava hakkının doğmadığı ya da hak sahibinin dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava hakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Yaşar Çoban. & 66).

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

36. Bireysel başvuruya konu davada derece mahkemesi öncelikle davanın sebebini veya uyuşmazlık konusu olgunun ne olduğunu irdelemiş, bu olguyu İdarenin ÇED raporlarını düzenlerken ağır hizmet kusurunun bulunması sebebiyle verilen iptal kararları sonucunda uğranıldığı iddia edilen zararların tazmini istemi olduğunu tespit etmiştir. Diğer bir deyişle derece mahkemesi, zararın idari işlemler (ÇED gerekli değildir ve ÇED olumlu raporu) sonucu olarak ortaya çıktığı -temelinde bir idari işlem olduğu- değerlendirmesiyle davayı, idari işlemden doğan zararın tazmini istemiyle açılan bir tam yargı davası olarak nitelediği ve olayda uygulanacak dava açma sürelerine ilişkin kuralları da buna göre belirlediği görülmüştür. Bu sebeple derece mahkemesi başvurucunun iptal kararlarıyla oluşan zararını iptal kararlarının kendisine tebliğ edilmesi ile öğrendiğini ancak söz konusu davanın anılan iptal kararlarının tebliğinden çok sonra açıldığı gerekçesiyle davanın süresinde açılmadığını belirtmiştir.

37. Dosya kapsamında başvurucunun zararlarının tazminine yönelik idareye yaptığı başvurusunda ve dava dilekçesinde, başvuruya konu projeye ilişkin alınan ÇED kararlarına
yönelik iptal davaları süreci özetlendikten sonra açılan üçüncü iptal davası neticesinde davanın reddedilmesi ile projeye devam edebildiğini İfade etmiştir. Başvurucu projeye devam edebilmek için başlangıçta belirlenen proje maliyetinin art arda açılan davalar sebebiyle aradan geçen zaman sonrasında uygulanabilir olmadığını, projenin uygulanabilmesi için yeniden imzalamak zorunda kalınan anlaşmalar ve yapılan masraflara İdarenin kusurlu eylemlerinin neden olduğunu ileri sürmektedir. Başka bir deyişle başvurucu açılan üçüncü iptal davasının reddedilmesi sonucunda yeniden projeye devam etmek istediğinde projenin kalan %50’sinin mali bakımdan uygulanabilir olmaması sebebiyle zararının doğduğunu ileri sürmektedir.

38. Anayasa Mahkemesinin dava açma süresinin belirlenmesi noktasında bir görevinin olmadığı, dava açma süresinin belirlenmesinde derece mahkemesinin yorumunun mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın koşulları ışığında incelemek olduğu belirtilmelidir. Başvurucu Şirket tarafından açılan tam yargı davası idarenin kendisi aleyhine tesis ettiği herhangi bir idari işlemin hukuka aykırı olması, diğer bir ifadeyle idarenin kendisi aleyhine hukuka aykırı işlem tesis etmiş olması sebebine dayanmamaktadır. Açılan dava, başvurucu Şirketin yararlanıcısı bulunduğu birtakım işlemlerin iptali nedeniyle ortaya çıkan yeni durumun birtakım zararlar doğurması sebebine dayanmaktadır. Diğer bir ifadeyle başvurucu Şirket, yararlanıcısı bulunduğu idari işlemlerin hukuka aykırı olduğunu düşündüğü için değil bu işlemlerin başkalarının açtığı davalar sonucu iptal edilmesi sebebiyle ortaya çıkan mali külfetin karşılanmasını istemektedir. Başvurucu Şirket iptal davaları ile geçen sürecin sonucunda proje maliyetlerinin arttığını ve bunun karşılanması gerektiğini düşünmektedir. Başvurucu Şirket üçüncü iptal davasının reddedilmesi sonucunda yeniden projeyi uygulamak istediğinde projenin ilk halinin maliyet bakımından uygulanamaz olduğunu fark ettiğini, zararını da bu aşamadan itibaren öğrendiğini iddia etmektedir. Derece mahkemesi tarafından dava açma süresinin açılan birinci ve ikinci iptal davasında verilen iptal kararlarının başvurucu Şirkete tebliğinden itibaren başlatılması gerektiğinin belirtildiği fakat davaya konu zarar olgusunun sebebi olarak başvurucu Şirket tarafından ileri sürülen iddianın hukuken savunulabilir bir zemininin bulunup bulunmadığının tartışılmadığı ve bu tartışmanın sonucuna bağlı olarak dava açma süresinin hangi tarihten itibaren işlemesi gerektiği yönünde bir değerlendirme yapılmaksızın davanın reddedildiği görülmüştür. İdare mahkemesinin bunu idari işlemden doğan bir zarar gibi değerlendirmesi başvurucu Şirketin dava açmasını imkansız kılmakta veya zorlaştırmaktadır.

39. Sonuç olarak başvurucu Şirketin davaya konu tazminat talebinin gerekçeleri karşısında Mahkemenin dava açma süresinin başlangıcının tespitinde 2577 sayılı Kanun’un dava açma sürelerine ilişkin hükümlerinin başvurucunun mahkemeye erişim hakkını engelleyecek şekilde önemli ölçüde dar yorumladığı değerlendirilmiştir.

40. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvenceye bağlanan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermek gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi halinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yemden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hallerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarım ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

42. Başvurucu ihlalin tespit edilmesini istemiş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

43. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018). kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

44. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hale getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğam && 55, 57).

45. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması İçin yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kuruntundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal karan nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, && 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), && 57-59, 66, 67).

46. İncelenen başvuruda mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

47. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden yargılama karart verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Rize İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

48. İhlal tespitinin ve yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

49. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL bireysel başvuru harcı ve 3.000 TL vekalet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasamın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Rize İdare Mahkemesine (E.2017/216 K.2017/212) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekalet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması halinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/6/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Bir cevap yazın